İyonya Medeniyeti


İyonya, milattan önce yedinci ve altıncı yüzyıllar arasında arkaik dönemde tarih sahnesine girmiştir. Şu anki Türkiye’nin batı kıyısında Aeolis ve Caria bölgeleri arasında batıdan doğuya yaklaşık kırk, kuzeyden güneye ise yaklaşık yüz altmış kilometre uzunluğundadır. İlk olarak Yunan kolonisi olarak kurulmuştur. İyonya nüfusunun çoğunluğunu Lelege ve Carianlılardan oluşmaktadır. Çok kültürlü olan İyonya’da geniş bir perspektiften bakarsak Yunanca konuşan herkes İyonyalı olarak tanımlanabilir. İyonya ile Antik Yunan, Fenike ve Hitit gibi medeniyetler arasında iyi bir miktar benzerlik bulunmaktadır. Bu makalede İyonya; ideolojik, askeri, ekonomik ve siyasi olmak üzere dört kriter üzerinden incelenmekte ve nasıl başka medeniyetleri etkilediğini ve onlardan etkilendiğini açıklanmaktadır.

İyonya; Chios, Samos, Miletos ve Efes gibi şehir devletlerinden oluşmaktadır. Bu şehir devletlerine “polis” (çoğul olarak poleis) denmektedir. Süreç içerisinde polisler ilk olarak krallar tarafından sonrasında ise tiranlar tarafından yönetilmiştir. Yunan ana karasından gelen baskı ile beraber de tiranlar yönetimi sivil konsüllere bırakmıştır. Sivil konsüller yedi aristokrattan oluşmaktaydı (Türkoğlu 11). Ancak dikkat edilmesi gereken husus şudur: birkaç şehir devleti için geçerli olan yönetim şekli başka bir şehir devleti için geçerli olmayabilir ya da aynı anda yönetim değişikliği gerçekleşmemiş olabilir. İyonya birçok defa farklı imparatorlukların himayesi altına girmiştir zira bulunduğu coğrafi konumdan mütevellit Batı ile Doğu arasında köprü görevi görmüş ve Akdeniz deniz ticaretini yönetmiştir. Bu otorite değişikliklerinde de yönetim ilk olarak Pers kralı Darius’a ikinci olarak Büyük İskender’e ve sonrasında ise generali olan Lysimakhos’a geçmiştir. Nihayetinde ise Roma prokonsülü ile son bulmuştur. 

Şehirlerarası rekabet, dönemdaş medeniyetlere kıyaslandığında İyonya’ya özel bir faktördür. Birbirlerine karşı üstünlük kurma çabasında olan polislerin rekabetinin tezahürünü ideolojide de görmek mümkündür. Birbirlerinden daha ihtişamlı tapınaklar yapabilmek için sürekli bir öncekinden daha büyük yapılan tapınaklar, “Samos’taki dördüncü Hera tapınağının Efes’teki birinci Artemis tapınağının yüzölçümünü geçmesi… Bunlar tesadüfi değildir” (Greaves 175). 

Çok tanrılı inançları olan İyonyalılarda her bir kentin kendi koruyucu, bölgesel tanrısı yahut tanrıçası bulunmaktadır. Onlar adına festivaller düzenlenmiş, tapınaklar yaptırılmış ve adaklar adanmıştır. Bazı şehir devletlerinde koruyucu tanrılarına bağlılık hat safhadaydı. Efes, Lysimakhos himayesi altındayken Menderes Nehri, vadilerden topladığı toprağı Efes’e getirmekte ve orayı bataklığa çevirmekteydi. Lysimakhos’un emriyle şehir Pion ve Koressos  dağlarının arasına taşındı. Lakin Efes halkı taşınmayı reddettiler zira Artemis tapınağı yeni lokasyondan görünmüyordu. Sinekler ve sineklerin getirdiği malaria bile onları yeni lokasyona taşıyamadı. Kral ile olan inatlaşmaları, kralın su kanallarını kapatması ve sonrasında eski Efes’i sel almasıyla son buldu (Türkoğlu 35). Ayrıca din, halkı bir araya etkili bir şekilde getirebilmekteydi. Romalı tarihçi Plinius’a göre ikinci Artemis tapınağının inşası için bine yakın yurttaş gönüllü olarak çalışmıştır (Türkoğlu  23). İyonyada sadece kutsal mabetler değil aynı zamanda günümüzde varlığından emin olduğumuz dört kutsal yol bulunmaktadır (Greaves 181). Bu yolları kutsal yapan şey varış yerleri olan tapınaklar yahut kahinlerdir. Kültlere yüksek seviyede bağlılık ve yatırım yapılmakta, kutsal törenlere ve uygulamalara hassasiyet gösterilmektedir. 

Bölgesel tanrıçaların uzun bir müddet önemini yitirmemesindeki önemli bir husus, Anadolu’daki diğer medeniyetlerle benzerlik göstermeleridir. Hititlerdeki Kabubu ve Friglerdeki Kibele ile büyük benzerlikler göstermeleri tesadüfi değildir. Bu bağlamda İyonya’da ideolojik olarak Anadolu ve Yunan sentezinden bahsetmek mümkündür (Greaves 200). Sentez bununla sınırlı kalmamaktadır. Başlarda sade olan lahitler zaman içerisinde daha dekoratif çerçeveleri olan göze hitap eden ürünler hâline gelmişlerdir. İyonya farklı medeniyetlerle etkileşime girdikçe lahitler üzerindeki Yunan estetiği zaman içerisinde yerini Pers ve Anadolu tarzı dekoratif unsurlara bırakmıştır. 

İyonya ekonomisinin dayandığı önemli hususlardan bir tanesi tarımdır (Greaves 71). Yüksek dağlar, alçak kıyı şeritleri, verimli ovalar, ormanlar ve geniş akarsular İyonya’nın zenginleşmesi için gerekli olan coğrafi koşulları sağlamaktaydı. Chio’nun ve Samos’un güney ovaları ve Milesia’nın kuzey ovaları diğer bölgelere kıyasla daha verimliydi (Greaves 72). Üzüm yetiştiriciliği yaygındı lakin üzümü uzun süre saklayamıyorlardı. Keza zeytin için aynısı geçerliydi. Bundan mütevellit zeytini zeytinyağı, üzümü ise şarap yapmak yaygın bir işlemdi. İşlenmiş yahut işlenmemiş ürünleri amphorae denilen kaplarda taşıyor ve ticaretini yapıyorlardı (Greaves 72). Koyun, keçi, sığır ve benzeri hayvanları eti ve sütü için yetiştirmek de yaygın bir uğraştı. Üstteki lahitte koyun işlemelerini görmek mümkündür. Yaklaşık her ailenin bir yahut iki sığırı oluyordu (Greaves 75). 

Yetiştirdikleri ürünlerin ve yaptıkları çömleklerin ticaretini gelişmiş limanları vasıtasıyla denizlerden yapıyorlardı zira deniz taşımacılığı kara taşımacılığına kıyasla çok daha ucuz ve hızlıydı. Ayrıca koloniler kurarak deniz üzerindeki mobilitelerini iyi bir miktarda arttırmışlardı. Altın, gümüş, bakır, demir gibi madenlere önem veriyorlardı. Massalia ve Sinop gibi yerleri kolonileştirmişlerdi. Buralardan sırasıyla demir ve tin çıkarmışlardır (Greaves 122). Lakin bunlar sadece kolonilere iki örnektir. Çok daha fazla kolonileri bulunmaktaydı. Denizaşırı kolonilerinden Kereste, tuz ve benzeri kaynakları da İyonya’ya getirmekteydiler. 

Deniz ticaretindeki dominasyonları Persler ile Fenikeliler için sıkıntı doğurmaya başlamıştı. Ticaretteki başarıları dikkatleri İyonya’nın üzerine çekmeyi başardı ve Pers-Grek savaşları İyonya içerisinde gerçekleşti. Lade Deniz Muharebesinde yaklaşık 350 İyonya gemisi bulunmaktaydı (Greaves 165). Deniz üzerinde gerçekleşen savaşlarda İyonya başlarda elli kürekçinin çektiği pentekonterleri kullanıyordu. Bu gemiler savaş için tasarlanmamıştı. Teknolojik gelişmelerle birlikte trireme denilen 200 kürekçinin çektiği gövdesi uzun, tek yelkenli gemileri kullanmaya başladılar (Greaves 164). Bu gemiler deniz muharebelerinde çok daha efektiftiler zira bir gemiyi uçlarındaki bronz koçbaşları ile ortadan ikiye ayırabiliyorlardı.  Kara savaşlarında ise Hoplit denilen askeri birimleri kullanıyorlardı. Genelde, miğfer, gövde zırhı, mızrak ve kalkan ile donatılan hoplitler, bronz zırhları ve demir silahlarıyla savaşlarda Yunan olmayan rakiplerine karşı üstünlük sağlamışlardır (Greaves 167). 

“Siyasete katılım ve eşitlik kavramlarına dayanan Hoplit falanksı insanlar arasında belli bir güven ve saygınlığın oluşmasını ve kentte eşitlik ortamının gelişmesini sağladı” (Cline & Graham 150). Askerler omuz omuza mücadele vermekte ve kendi hayatlarını bir diğerine emanet etmek zorundaydı. İdeoloji ile pratiğin bir sentezi olduğu kadar siyasi unsurların da sentezini burada görmek mümkündür.

İyonya çağdaşlarında bulunmayan bazı karakteristik özellikleri sahip olan bir medeniyettir. Doğu ve Batı arasında köprü olması çok fazla kültür ve medeniyet ile karşılaşmasına sebep olmuştur. Farklı medeniyetlerin hükmü altına girmiş ve çıkmıştır. Bundandır ki İyonya hakkında çalışma yapılırken içerisinde bulunan paradigma ve koşullar başka medeniyetlere kıyasla daha çok göz önünde bulundurulmalıdır. Bu karakteristik özellikler İyonya’yı hem arkaik dönemde hem de günümüzde ön plana çıkarmış ve var etmiştir. 


Kaynakça

Cline, Eric H., and Mark W. Graham. Antik Çağ İmparatorlukları. Translated by Ekin Duru, Say Yayınları, 2017. 

Greaves, Alan M. The Land of Ionia: Society and Economy in the Archaic Period. Chichester, Wiley Blackwell, 2015. 

Hogarth, David George. Ionia and the East: Six Lectures Delivered before the University of London. Cambridge, Cambridge UP, 2011. 

Türkoğlu, Sabahattin. The Story of Ephesus. Edited by Nezih Başgelen, translated by Bahar Atlamaz, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayinlari,1995. 



Yorumlar