Oryantalizm Bağlamında Fotoğraf Sanatında Tiplemeler
Zeki Çelik
1. Özet
Bu
çalışmada oryantalizm bağlamında fotoğraf ve sanatının Batı dünyasının
zihninde yarattığı Doğu toplumu tiplemeleri incelenecektir bununla beraber “Batı, Doğu toplumları hakkında toplumsal olarak nasıl
izlenimlere sahip?”, “Fotoğraf sanatının resimden farklı olarak Batı toplumuna
yansıttığı gerçeklik, zihinsel olarak bazı izlenimleri değiştirmekte etkili
mi?” “Doğu toplumları Batı’ya, toplumsal yaşamlarındaki gibi mi tasvir
ediliyor?” gibi sorulara cevap aranacaktır. Bu çalışmanın başlangıcına günümüz
Batı toplumlarının, Doğuya dair geçmişte edindiği ve tartışma konusu olan bazı
izlenimler sebep olmuştur.
2. Giriş
Batı
toplumlarının “bilimsel nesnellik” iddiasıyla Doğu toplumlarını inceleme aracı
olan ve günümüzde kültürel emperyalizme dönüşmüş oryantalizmin anlamsal olarak
kısa tarihini ve bu doğrultuda batı toplumlarının bilgiyi aktarmada araç
edindiği fotoğraf ve resim sanatının oluşturmaya çalıştığı izlenimleri incelenmektedir.
2.1 Tanımlar
2.1.1 Oryantalizm
Oryantalizm ya da diğer adlarıyla Şarkiyatçılık,
Şarkiyat; Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının
incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen
ortak ad. (Wikipedia) Oryantalizm, bir düşünce biçimi ve uzmanlık alanı olması
itibariyle ilk olarak Avrupa ve Asya arasında değişken tarihsel ve kültürel
ilişkiyi, ikinci olarak XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren çeşitli Doğu
kültürlerinin ve geleneklerinin incelenmesinde uzmanlaşmayı ifade eden
Batı’daki bilimsel disiplini, üçüncü olarak da dünyanın Doğu olarak
isimlendirilen bölgesi hakkındaki ideolojik varsayımları, imgeleri ve hayalî
resimleri içerir. (İslam Ansiklopedisi)
3. Gelişme
3.1 Modern Oryantalizm
Tutumu
Günümüzde oryantalist terimi iyi anlamlar
içermemektedir. Oysa bundan 50 yıl önce Doğu’yu ve doğulu halkları araştıran
disiplinler genel olarak oryantalizm olarak adlandırılır ve bu alanlarda
araştırma yapan insanlara da oryantalist denilirdi. Bu adlandırmadan kimse de
herhangi bir rahatsızlık duymazdı.
Oryantalist ve oryantalizm terimlerinin değişime
uğramasının en temel sebebi olarak Edward Said’in oryantalist bilgi ile
emperyalist ekonomik ve politik güçler arasında kurduğu bağlantı gösterilir.
Onun çözümlemesinde oryantalizm, Batı sömürgeciliğinin suç ortağıdır. Said’in
“iktidar” ile “akademik disiplin olarak oryantalizm” arasında kurduğu bu ilişki
“bilimsel nesnellik” iddiasındaki oryantalistlerin yoğun tepkisini çekti. Ancak
zamanla Said’in tespitleri, hayli taraftar bulmuştur. Oryantalizme ve
Avrupa-merkezci söyleme yöneltilmiş pek çok eleştiri, onun eserinde geliştirmiş
olduğu çözümlemeleri, kendilerine bir kalkış noktası olarak
değerlendirmişlerdir. Oryantalistler kazandığı bu yeni negatif muhteva ve tanım
nedeniyle de oryantalizm ve oryantalist terimlerini kullanmakta isteksiz
davranmakta; hatta, kendilerinden oryantalist, çalışma alanlarından oryantalizm
şeklinde bahsedilmesinden duydukları rahatsızlıkları da dile getirmektedirler.
(Bulut, 2016) 21. Yüzyıldan baktığımızda ise oryantalizme, Doğu ile ilgileniş,
içli dışlı olma biçimine Edward Said; “modern oryantalizm” der. Modern
Oryantalizm bir hükmetme, değiştirme, doğuyu ve doğuluları çeşitli yöntemlerle
temsil etme biçimidir. Bu dönemde Türkiye, edebiyat, resim ve fotoğraf gibi,
sanatın çeşitli alanlarında, batılı sanatçıların ilgi odağı haline gelmiş,
Türkiye’ye karşı tarihi ve kültürel ilginin artması, Avrupa’da Türk kültürünün
kapsamlı bir biçimde tanınmasına yol açmıştır. Batı’nın Doğu’ya yönelik
sömürgeciliğini haklı çıkarma amacıyla Doğu toplumlarına yönelik kültürel
emperyalizm uygulamalarını içten içe meşrulaştırmış bir düşünce akımı olan
oryantalizm, Doğu toplumlarını entelektüel yönden ve az gelişmiş olarak
yansıtarak edebiyat, fotoğraf ve diğer sosyal bilimler aracılığıyla Batı
zihninde hayali bir Doğu imgesi yaratmıştır. Bu imgede gizli olan düşünce de
doğal olarak Batı toplumunun gelişmiş dolayısıyla üstün, Doğu toplumunun “geri
kalmış” olması biçiminde kendini göstermektedir. Bunlara göre oryantalist
söylem Batı kimliğini Doğu kimliğine üstün kılmakta ve Doğu’yu Batı tarafından
gözlemlenecek, incelenecek ve sınıflandırılacak bir araştırma nesnesine
dönüştürmektedir. Oryantalizm, varlığı Batı’ya bağlı bir öteki olarak gören
Batı’nın aslında kendisinin ne olmadığını tanımlayarak yarattığı tipler ve
sahneler üzerinden Doğu kadar kendini de yeniden kurguladığı bir temsil
biçimidir.
“Doğu’dan olan bir şey Doğu’dan olan her şeymişçesine”
genellemelerde bulunan Oryantalist düşünce aslında “hepsi birbirine dayalı
birçok şey” olan Doğu hakkında ne düşünülebileceğini ya da söylenebileceğini de
belirleyen ve belirli bir ideolojik işlevi olan bir anlamlandırma sistemi
olarak tanımlanabilir. Bu noktadan hareketle Oryantalizm, Doğu hakkında hüküm vererek
bu hükümleri “Doğu’ya hâkim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için”
kullanan kurumsal ve ideolojik niyet olarak nitelendirilebilir. (Gülaçtı, 2018)
3.2 Oryantalizm ve Fotoğraf İlişkisi
Oryantalizmin
Batı’nın dışında kalan kültürel ve toplumsal gerçeklikleri istediği gibi
şekillendirme gücü özellikle Doğu’yu sosyal ve kültürel açıdan yeniden
oluşturmadaki amacı bir araç olan fotoğrafa da yansımıştır. Edebiyat, resim
gibi Batı tarafından özümsenen Oryantalizm, fotoğrafı da öteki olarak yeniden
oluşturduğu bu Doğu toplumlarının görsel sınırlarını belirlemekte kullanmıştır.
Oryantalizm için bir araca dönüşen fotoğraf kalıcılığını günümüzde de koruyan
Doğu hakkında görsel bir hafıza ve kalıplaşmış yargılar sistemi oluşturmuştur.
Sanat ve bilim ile bir araya getirildiğinde Oryantalizm Batı için fotoğraf
sayesinde Doğu’ya ilişkin geniş bir bilgi havuzu üretmiştir. Tüm Doğulu
kültürleri aynı kaynaktan çıkan kültürler olarak gören Oryantalizm, fotoğraftan
da bu bakışa uygun görselli kullanarak farklı algılar yaratmakta
faydalanmıştır. Batı ve Doğu yapılarının tanımlanmasında önemli bir rol oynayan
fotoğraf 19. yüzyılın kendisine sağladığı nesnellik sayesinde oryantalizm için
benzersiz bir yeniden kurgulama aracı olmuştur.
3.3 Oryantalist Fotoğraflarda Kadın
19. yüzyıl oryantalist
söylemin Doğu’ya ilişkin olarak Batı zihninde yarattığı en güçlü tiplemelerden
biri Türk kadını olmuştur. Önüne konulan herhangi bir varlık veya sahnenin
görsel kaydını yapan fotoğraf makinesi gerçek Osmanlı kadınını değil Batı’nın hayal
ettiği ve görmeyi istediği Doğulu kadın imgesini görüntülemiştir. Pascal Sébah
ve Abdullah Biraderler gibi 19. yüzyılın önemli Osmanlı fotoğrafçıları
tarafından çekilen ve aşağıda bazı örnekleri görülen bu türden fotoğraflar,
Batı’nın düşlediği Doğu’ya uyacak tipik bir Müslüman ve Türk kadını profili
yaratmak çabasında olmuştur. (Gülaçtı, 2018)
G1:
Abdullah Biraderler’in Türk Kadını Fotoğrafı TheHistory of Photography Archive,
https://www.flickr.com/photos/photohistorytimeline/8612728843
G2:Sébah&Joaillier’nin
Türk Kadını Fotoğrafı (Özendes: 2013, s.23)
1870 ve 1894’te, yirmi dört yıl arayla, iki farklı ve önemli fotoğraf stüdyosu tarafından çekilmiş yukarıdaki iki fotoğraftan da anlaşılabileceği üzere daha önceki iki fotoğrafa benzer şekilde, “Müslüman ve Türk kadını”, “zamanda donup kalan” bir an gibi Batı zihnindeki Doğu’nun ve Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldaki toplumsal kodu ve bir cinsiyet rolü olarak sunulmaktadır. Üstelik toplumsal nedenlerle “Müslüman ve Türk” bir kadının biri fotoğrafçıya gidip yukarıdaki fotoğraflarda olduğu gibi bir poz vermesi olası da değildir. Yukarıdaki her iki fotoğrafta da oryantalizmin Batı’nın karşıtı ve ötekisi Doğu’ya yüklediği rahatlık, uzaklara dalıp giden bakışlar sergileyen iki kadının oldukça süslü bir divanda ve yerde geleneksel bir kilim üzerinde bir mindere yaslanarak oturuşlarında vücut bulmaktadır. Üzerlerinden akıyormuşçasına duran kıvrımlı elbiseler ve işlemeli başlıkları, Görsel 2’deki kadının yarı çıplak kolları ve başını derin düşünceler ya da neredeyse vurdumduymazlık içindeymiş gibi bir eliyle tutması, Görsel 1’deki kadının sağındaki sedef kakmalı süslü ahşap bir sehpa kadınların “egzotik Doğulu” imgesini pekiştirmektedir. Her iki fotoğrafın duvar görünümündeki panolardan oluşan fonu ve bu fonlara ek olarak Görsel 2’deki panoda bulunan çiçek resmi bu iki fotoğrafın 19. yüzyıl fotoğrafçılığında yaygın olduğu üzere 33 stüdyoda hazır bir dekor önünde çekildiğini göstermektedir. Görsel 1’deki kadının ayağının altındaki yastık ve elindeki tespih ile Figür 2’deki kadının sağındaki sedef kakmalı süslü sehpanın üzerindeki içi bitki ve çiçek dolu bohça, bu sehpanın önündeki metal vazo, solundaki ahşap ayaklı bir diğer sehpanın üzerindeki metal tepside bulunan işlemeli sürahi ile kahve demliği ve en önemlisi kadının elindeki kahve fincanını görsel olarak tamamlayan nargile Batı evreni için İstanbullu Müslüman Türk kadınını betimleyerek bu tipik kadının Doğulu ve Osmanlı kimliğinin altını belirgin bir şekilde çizmektedir. (Gülaçtı, 2018)
G3:
Abdullah Biraderler, Türk Kadınları ve Hayranları, 1865
Abdullah
Biraderler’in Türk Kadınları ve Hayranları fotoğrafında iki kadın ve iki
erkeğin kahvehane önünde minderlere oturmuş görüntüleri gündelik yaşamla
bağdaşmayan, sadece İstanbul’u ziyaret eden yabancıların hayal gücüne hitap
eder niteliktedir.
3.4
Oryantalist Fotoğraflarda Erkek
19. yüzyılda Batı’nın gözünden Doğu’ya bakan fotoğraf Oryantalist bir söylemle Osmanlı Devleti’nin Batı içinde 19. yüzyıl fotoğrafındaki temsilini neredeyse metalaşan bir Müslüman ve Türk kadını ve harem imgesi üzerinden kurarken, erkek imgesi üzerinden bambaşka bir tablo kurgulamıştır. 19. yüzyıl başlarında gerçekleştirdiği Sanayi Devrimi ile tarihsel gelişim olarak ekonomik ve politik gücünün doruğuna çıkan Batı evreni, bu değişimin farkına varmakta gecikmiş Osmanlı Devleti’nin 50 yarı-sömürgeleştirilmesini kolaylaştırmak ve bunu gereklİ göstermek için Osmanlı iş gücünü oluşturan erkek imgesini belirgin kodlara sahip tip fotoğrafları ile sınıflandırmaya çalışmıştır. Bu tipleri betimleyen bir örnek 1890 ve 1875 tarihli aşağıdaki kahvehane fotoğraflarıdır. (Gülaçtı, 2018)
G4:Sébah&Joaillier’nin
Kahvehane Fotoğrafı (Özendes, 2013, s. 24)
G5: GuillaumeBerggren’in
Bir Türk Kahvehanesinin İçi Fotoğrafı Pera Müzesi Blog. http://blog.peramuzesi.org.tr/sergiler/osmanlinin-sosyal-medyasi/
İlk
örnekleri 16. yüzyılda Mekke, Kahire ve Şam’da ortaya çıkıp, aynı yüzyılın
ortalarında İstanbul’a da ulaşan kahvehaneler 17. yüzyılın başlarında Osmanlı
yaşamına giren tütün ve tütün ürünleriyle Osmanlı toplumsal hayatının ve erkek
alışkanlıklarının vazgeçilmez bir öğesini temsil etmektedir. Egzotik ve mistik
haremin kadınlara özel olması gibi erkeklere özel bir alan olarak
nitelendirilebilecek kahvehaneler haremin aksine dışardakilerin
gözlemleyebileceği bir kamusal alan olma özelliğini de taşımaktadır ancak 19.
yüzyıl Batı’sının Oryantalist gözünden Osmanlı Devleti ve toplumuna bakan
fotoğraf için bu dışardan gözlemlenebilir olma kahvehaneyi haremden daha az
gizemli ve fantastik yapsa da daha az Doğulu yapmamaktadır. Yukarıdaki iki
fotoğrafın “kanıtladığı” üzere, taş döşemeli bozuk bir sokaktaki bir
kahvehanenin dışında miskin bir görselde oturup nargile ve tütün içen ya da pis
bir kahvehanede aylakça tavla oynayan sarıklı ve fesli erkekler gibi tipler
oryantalist söyleme göre Doğu’ya daha özelde de Osmanlı erkeğine yüklenen
tembelliği betimlemektedir. Görsel 4’de fotoğrafçının düzenlediği açık olan bir
kompozisyonla yer yer de gösterişli bir ilgiyle nargile içip izleyiciye bakan
Doğulu giysileri içindeki erkeklerin gözlemlenebilir aylaklığı ve ötekiliği
Görsel 5’de habersiz çekilmiş izlenimi veren bir başka fotoğrafla
belgelenmektedir. 19. yüzyıl fotoğraf makinelerinin çoğunlukla uzun pozlamaya
gereksinim duyan teknolojisi ve GuillameBerggren’in (1835-1920) bu nedenle
fotoğraftakilerin rızası ve zamanına gerek duyması nedeniyle Figür 5’deki
kompozisyonun da mizansen olduğu değerlendirilmelidir Osmanlı erkeğine de
çeşitli olumsuz ve ötekileştirici nitelikler yükleyen yukarıdaki kahvehane
fotoğrafları gibi klişe görsel temsil öğelerinin Osmanlı Devleti’ni geri kalmış
bir sosyo-ekonomik yapılanma olarak ve bu geri kalmışlığın nedenlerini
kanıtlama amacında olduğu ifade edilmelidir. (Gülaçtı, 2018)
4. Sonuç
Yukarıdaki örneklerle
analiz edilen türden fotoğraflar Batı’nın, Doğu’nun tipik temsilcisi olarak
gördüğü sosyal yaşamlarını, tiplemelerini, şehrin özelliklerini ortaya
çıkarmaktadır. Vurgulanan bu karakteristik tiplemeler dönemin Osmanlı’sını
yansıtmamaktadır. Bu fotoğraflardaki insanlar neredeyse teknolojinin hiç
ilerlemediği orta çağ insanları olarak sınıflandırılmıştır.19. yüzyıl ışığında
fotoğrafın resim ve edebiyat gibi alanların dışında sağladı gerçeklik alanı
tartışılmazdır. Bundan dolayı Batı’nın görsel olarak da sınırlarını çizmeye
çalıştığı Doğu toplumlarının kültürel ve sosyal yapısı gerçeği yansıtmayan
kompozisyonlarla tasvir edilmiştir. Sonuç
olarak Batı tarzı resim anlayışıyla hemen hemen aynı zamanlarda geldiğinden
Osmanlı Devleti’nde Batı’daki fotoğraf, Osmanlı Devleti’nde yayılmaya
başladığında yalnızca 19. yüzyılın getirdiği bir başka buluş, bir teknolojik
ilerleme olarak algılanmış ve kabul görmüştür. Bu nedenle fotoğraf, oryantalist
bakış açısına göre Osmanlı Devleti’ni 19. yüzyıl Batı evreninde ötekileştiren
ve bu ötekileştirmeye dayanarak gerçekleştirilen müdahaleleri “kanıt”
toplayarak meşrulaştıran bir araç olmuştur.
Kaynakça
İslam Ansiklopedisi, 2019, https://islamansiklopedisi.org.tr/oryantalizm
Bulut, Yücel, 2014, Oryantalizmin Kısa Tarihi, 6, s. 1-3.
Gülaçtı, İsmail Erim, ‘’Oryantalizm’in Ellerindeki Fotoğraf: Osmanlı Devleti’nin 19. Yüzyıl Fotoğrafçılığında ‘Öteki’ninMikrokozmosu Olarak Yansıması’’, Art Sanat, 10, 2018, s. 81–120.
Özdal, Işık, “Oryantalizm, Görsel İzler ve Günümüz Fotoğraf Sanatı”, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, 9, 2013, s 61-73.
Kıran, Hasan, “19. Yüzyıl İstanbul’ unda Oryantalizm ve Resim Sanatı”, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2014-Bahar, 26, s. 81-97.
Yorumlar
Yorum Gönder