Beklenti Teorisi ve Çin’in Kore Savaşı’na Dahil Olma Kararı

 Beklenti Teorisine Dair Kısa Bir Giriş

Beklenti teorisi, 1979 yılında Daniel Kahneman ve Amos Tversky tarafından öne sürülmüş davranışsal bir teoridir. Bu teori, risk altındaki bir bireyin davranışlarını belli bir referans noktasına bağlı olarak karar verdiğini öne sürmektedir. Bu referans noktasının varlığı kendisini diğer davranışsal teorilerden ayırmaktadır. Bu makalede beklenti teorisinin uluslararası ilişkilerde beklenen fayda teorisinin cevap veremediği durumlara cevap verebildiğini Çin’in Kore Savaşına girme kararı üzerinden açıklayacağım. “Aksiyomatik temelleri olan beklenen fayda teorisine nazaran beklenti teorisi tümevarımsal temellere dayanmaktadır” (Levy 216). Belli laboratuvar şartları altında yapılan deneyler sonucu elde edilmiş veriler, sonrasında laboratuvar ortamından bağımsız olarak gelişmiş olaylar ile desteklenmiştir (216). Beklenti teorisi bir bireyin kayıp içerisindeyken risk alma eğiliminin arttığını, kazanç içerisindeyken de risk alma eğililminin azaldığını öne sürmektedir. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi, birey aynı birim kaybı, aynı birim kazanca kıyasla daha önemli bulmaktadır. İkinci olarak ise birey aldığı her aksiyonu belli bir referans noktasına göre almaktadır. Bu referans noktası farklı şekillerde bireyi etkileyebilmektedir. Somutlamak adına bir örnek vermek gerekirse, Kumarbaz büyük bir miktar parasını kaybettiği hâlde oyuna devam ediyorsa bunun sebebi yeni durumu kendi içerisinde hızlıca özümseyememesinden kaynaklıdır. Kumarbazın referans noktası hiç para kaybetmemiş olduğu ilk statükodur ve o statükoya tekrar ulaşabilmek adına daha fazla risk almaktadır. Bunun kıyasında büyük miktarda para kazanan kumarbaz statükoyu hızlıca özümsemekte ve kazandığı parayı yeni normali olarak kabul etmektedir. Bu normalden uzaklaşmamak için de risk alma eğilimi azalmaktadır. Kısacası “birey kazanç esnasında referans noktasını, kayba kıyasla daha hızlı normalize etmektedir” (218). Beklenen fayda teorisinde kumarbaz bir miktar para kaybettikten sonra daha fazla para kaybetmemek için irrasyonel riskler almayı bırakmalıdır. Bunun kıyasında ekseriyetle sonuç beklenti teorisinin iddia ettiği gibidir. “Beklenti teorisi, beklenen fayda teorisinde gözlemlenen bu ihlalleri tek bir karar verme teorisi üzerine entegre etmektedir” (219). Şimdi ise bu teoriyi Çin’in Kore Savaşı’na girme kararı üzerinden inceleyeceğim.

Kore Savaşı ve Çin’in Askeri Müdahalesi

Çoğu uluslararası ilişkiler konsepti bir üst akıl yahut rasyonel bir zümre tarafından verilen kararlar sonucu şekilleniyor gibi gözükse de aslında bu gerçekten çok uzaktır. Mao Zedong’un belki de hayatı boyunca almış olduğu en zor ve en riskli tercih olan Kore Savaşı’na dahil olma kararı beklenti teorisinin makuliyetini ve tarihi şekillendiren olaylarda birey psikolojisi faktörünü incelemek adına iyi bir örnek teşkil etmektedir. Beklenti teorisi, kayıp içerisindeyken öznenin daha riskli kararlar alacağını iddia etmektedir. Buna dayanaraktan iki varsayımım bulunmaktadır. Birincisi Çin’in Kore Savaşı’na dahil olma kararının alternatif seçenekler arasından başarılı olma ihtimalinin en az lakin en fazla marjinal faydayı getirecek olan seçim olduğudur. İkincisi ise Çin’in  Kore Savaşı esnasında kayıp içerisinde olduğudur. Bunu kanıtlayabilmek için ilk olarak öznenin yani Çin Komünist Partisi’nin (CCP) durumunu bilmemiz gereklidir. Bunun için ise tarihsel bir arka plan bilgisi zaruridir.

1.a Çin İç Savaşı

CCP kurulduğundan beri Batılı Devletler tarafından düşmanlaştırılmıştır ve “güçlü Batılı Devletler CCP’yi Moskovadan emir almakta olan bir grup asi olarak görmektedir” (Yufan and Zhihai 95). İroniktir ki Mao Zedong 1949’un ilk aylarına kadar SSCB’ye yaslanmamıştı (97). Mao Zedong, Amerika ile olabildiğince iyi ilişkiler kurmak istemişse de Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) böyle bir ilişki kurmaya niyeti yoktu. CCP ile Kuomintang (KMT) arasındaki Çin İç Savaşı boyunca ABD Kuomintang’a askerî ve ekonomik destekte bulunmuş ve CCP’nin diplomatik çağrılarını reddetmiştir (95). KMT ve CCP arasındaki iç savaş sürerken 1948 yılının sonlarında ABD Chiang Kai-shek yönetimindeki KMT hükümetine 2 milyar dolardan fazla askerî ve ekonomik yardım yapmıştır (95). Bu yardıma rağmen CCP İç Savaşı domine etmiş ve KMT’yi yenilgiye uğratmıştır. Truman hükûmeti ise bu gelişmeler karşısında eylemsizliği tercih etmek istese de kongre ve halk içerisindeki baskılardan mütevellit KMT’ye yardım göndermeye devam etmişlerdir (96). 1949 yılı içerisinde 129 milyon dolar yardım yollamışlardır (96). Bir yıldan kısa bir süre içerisinde yollanan büyük miktardaki bu yardım ABD’nin KMT’yi büyük bir miktarda desteklediğini gösterebileceği gibi yardımın zaman içerisindeki keskin düşüşü ABD’nin umutlarının bitmekte olduğunu ve KMT üzerinden bir politika izlemekten vazgeçtikleri anlamına gelebilir. CCP İç Savaşı kazanmaktayken Mao Zedong ABD’nin bu yardımlarına dayanaraktan Amerikan ordusunun Çin İç Savaşına doğrudan bir müdahalede bulunma eğiliminde olabileceğini düşünmekteydi (96). Bunun için Çin Komünist Partisi içerisinde iki toplantı yapmış ve Stalin ile görüşmüştür. (97). Mao Zedong Amerikan ordusunun askerî ordusu tarafından gelebilecek doğrudan bir müdahale fikrini Kore Savaşı’ndan önce de düşünmekteydi. Buna dayanaraktan Truman hükûmetine kıyasla Zedong’un Kore Savaşı’na psikolojik olarak nazaran daha hazırlıklı olduğu sonucu çıkarılabilir.

1.b Kore Savaşı

Kore Savaşı başladığında Kuzey Kore (DPRK) ve Sovyetler hariç hiçbir öznenin haberi yoktu. Çin ordu içerisinde bir milyar askeri demobilize etmekteydi ve CCP içerisindeki yetkili kişiler Kore yarımadasına neredeyse hiç önem vermemekteydiler (99). “Savaş patlak verdiği sırada Pyongyang’da Çin elçiliği kurulmamıştı ve Çin elçisi Ni Zhiliang Ağustos 1950’ye kadar görev başında değildi.” (99). İki taraf da hazırlıksız yakalanmış ve iki taraf da bölgeye hakim değillerdi. ABD DPRK’nin Amerika’nın ulusal çıkarlarına aykırı hareket etmesi gerekçesiyle Güney Kore’nin yanında savaşa dahil olmuştur (98). Bununla da kalmayarak Çin İç Savaşına da dahil olmuş ve Tayvan Boğazında yedinci donanmayı konumlandırarak Tayvan ile Çin Halk Kurtuluş Ordusunun da (PLA) arasına girmişlerdir (100). ABD’nin aldığı zaruri olmayan kararlar Çin’i zora sokmakta ve daha da kayıp konuma itmektedir. Bu kayıplar birikmekte ve Mao’yu agresif bir karar almaya teşvik etmektedir. Çin diplomasi denemelerini büyük ölçüde Hindistan ve Birleşmiş Milletler’deki Sovyetler aracılığıyla yapmayı denese de sonuç alamamıştır (Xiong). “3 Ekim 1950’de Zhou ve Hindistan elçisi Panikkar arasında ortaya atılan bu fikir başarısız olmuştur” (Xiong). Diplomasinin işe yaramaması Mao Zedong’un elinde 3 seçenek bırakıyordu. En az riskli olanı Kore-Çin sınırını korumaktı. Mao’ya göre bu seçeneğin birkaç sıkıntısı vardı. Yalu nehri bin kilometre uzunluğundaydı ve tüm bu sınırın korunması çok zordu (Yufan and Zhihai 104). İkinci olarak ise Kore yarımadası içerisinde Amerika destekçisi bir hükûmetin var edilmesi ileride sıkıntı yaratabilirdi (104). Buna rağmen 1950’nin Eylül ve Ekim ayları içerisinde Lin Biao ve Gao Gang sınırların korunmasının savaşa girmekten çok daha makul olduğu konusunda ısrarcıydılar zira ABD 2. Dünya Savaşı’ndan en güçlü şekilde ayrılmış ülkeydi. Hem askerî  hem de ekonomik bağlamda Çin’in hiçbir şansı yoktu (105). “Amerika’nın yıllık çelik üretimi 1949 yılında 87.72 milyon tondu ve bu miktar aynı yıl Çin’in üretiminden 144 kat daha fazlaydı (105). Petrol ve diğer endüstriyel ürünlerdeki fark daha da fazlaydı (105). Bir Amerikan birliğinde yaklaşık 1428 birim ağır silah bulunurken bir PLA birliğinde yaklaşık 198 birim ağır silah bulunmaktaydı (105). Bir diğer önemli faktör ise ABD’nin atom bombasına sahip olan tek ülke olmasıydı (105). Tüm bunların ışığında PLA’nın savaşı kazanma ihtimali yok denecek kadar azdı. Kaldı ki 1950’de Çin’in hava birlikleri de yoktu. Hava sahasında Sovyetlerin desteğine muhtaçtılar lakin Stalin, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınıyordu (109). Diplomasi ve Sovyet desteği ile Kore müdahalesi olası değilken Mao 2 şık arasında karar vermeliydi. Sınırı koruyarak statükoyu korumaya devam edebilirdi. Böylece savaştan ağır yaralarla çıkmış Çin endüstrisi ve tarımı kendi yaralarını sarabilirdi. Diğer şık ise askerî ve ekonomik anlamda ezici bir üstünlüğe sahip olan Amerikan ordusuna karşı sıcak çatışmaya girmekti. Kazanma ihtimalinin düşüklüğü sadece generaller ve yöneticiler arasında değil aynı zamanda askerler arasında da kabul görmüştür zira askerlerden sadece yüzde yirmilik bir kısmı savaşmayı istiyordu (Xiong).

1.c Mao’nun Müdahale Kararı ve Sonuç

11 ve 13 Ekim arasında Mao 60 saat uyumayarak zor bir karar verip CPV’nin Yalu Nehri’ni geçmesine karar verdi (Yufan and Zhihai 111). 19 Ekim 1950’de Çin Halk Gönüllü Ordusu (CPV) Yalu Nehri’ni geçti (Xiong). 1950’nin sonlarına doğru Stalin karar değiştirerek 200’den az savaş uçağını CPV’ye yardım etmesi için Çin hava sahasına yolladı (Yufan and Zhihai 111). Pilotlara Çin ordusunun üniformalarını giydirilmiş ve yakalandıkları takdirde kendilerini Çin-Rus azınlığı olarak tanımlamaları emredilmişti (111). CPV’nin başarılı taarruz operasyonu sonucunda savaş, Çin’in beklediği kadar kötü sonuçlanmamış hatta DPRK varlığını sürdürebilmiştir. Mao’nun Yalu Nehri’ni  geçme kararının temelinde ABD ile Çin çatışmasının ileride kaçınılmazlığı ve sınır güvenliğinin sağlanmasındaki zorluk olduğu öne sürülebilir (115). Tabii ki hiçbir faktör yahut faktörler bütünü tek başına bu kararın sebebi olarak tutulamayacak olsa da belli başlı faktörlerin diğerlerine nazaran daha ağır bastığı söylenebilir. Mao 13 Ekim 1950’de Moskova’daki Zhou’ya çektiği telgrafta Kore Savaşı’na dahil olmanın sınırları güçlendirmekten daha fazla fayda sağlayacağını düşündüğünü dile getirmiştir (Xiong). Savaşa girmek en riskli seçenek da olsa Çin’in kazanması takdirinde hem ulusal hem de uluslararası arenada en çok faydayı sağlayacak olan seçenekti (Xiong). Mao, tüm kayıpları telafi edebilecek ve Çin’i eski statükosuna döndürebilecekti. Savaşa girme kararı kayıp içerisindeyken yapılmış referans noktası olarak ise savaş öncesi statüko alınmıştır. Mao Zedong’un kararı Beklenti teorisiyle uyuşmaktadır (Xiong). Kayıp içerisindeyken marjinal faydası en fazla fakat gerçekleşme ihtimali en az olan seçeneği seçmiştir. Beklenen fayda teorisi ise sınırları güçlendirdiği opsiyonun gerçekleşeceğini iddia etmektedir zira bu seçenek, faydası daha az olsa da stabil ve Çin’i kötü bir duruma sokma ihtimali çok daha düşük olan bir seçenektir. 

-Ali Emir Batır


Kaynakça

Yufan, Hao, and Zhai Zhihai. “China's Decision to Enter the Korean War: History Revisited.” The China Quarterly, no. 121, 1990, pp. 94–115. JSTOR, www.jstor.org/stable/654064. Accessed 11 Feb. 2021.

Xiong, Hao Ming. "Decision Making Theories and China's Military Intervention in the Korean War." Inquiries Journal 9.11 (2017). http://www.inquiriesjournal.com/a?id=1707.

Levy, Jack S. “Applications of Prospect Theory to Political Science.” Synthese, vol. 135, no. 2, 2003, pp. 215–241. JSTOR, www.jstor.org/stable/20117364. Accessed 11 Feb. 2021.









Yorumlar